|
İstanbul'da bir pazar günü ve hava oldukça güzel. Doğaya çıkıp güneşten ve toprağın yeşilinden yararlanmak, tüm haftanın yorgunluğunu atmak gerekiyor. Ama ne yazık ki İstanbul'dayız. Güzel havalarda İstanbul'un nasıl olduğunu iyi bilirsiniz. Kalabalık parklar, meydanlar, restoranlar, yollar, tüm bunların neden olduğu zaman kaybı, sinir, pişmanlıklar ve daha neler neler... Biz bu kalabalıktan uzaklaşmak ve güzel bir gün geçirmek için sabah erkenden kalkıp Yuvacık'a doğru yola çıkıyoruz. Böylece insanların yollara dökülmediği saatlerde biz yol alıp tam bir buçuk saatte Yuvacık'a varıyoruz. Sabah kahvaltısını oraya bırakıyoruz. Çünkü mıhlama, eritme peyniri, güveçte sucuk, kızarmış ekmek, yöreye ait bal ve tereyağı, demlik çay ve diğer kahvaltılıkların bulunduğu güzel bir menüyle dere kenarında keyif yapmak istiyoruz. Kahvaltının ardından ayakkabılarımızı çıkartıp, dere içinde hazırlanmış masalardan birine geçiyoruz. Ayaklarımız buz gibi soğuk suyun içinde serinlerken, kahvelerimizi yudumluyor, dinginliğin tadını çıkarmaya çalışıyoruz. Tesislere yakın yürüyüş parkurlarından birinde kısa bir yürüyüş yapıp ciğerlerimizi açtıktan sonra, birkaç saatliğine ayarladığımız jeep ile çevreyi dolaşmaya çıkıyoruz. Öncelikle Aytepe'ye çıkıyoruz. Tüm İzmit'in ayaklarımızın altında olmasını da fırsat bilerek bol bol fotoğraf çekiyoruz. Karnımız aç olsa, hemen oracıkta kuzu çevirme yaptırıp yiyebiliriz. Ama zaten rezervasyonla pişirdiklerinden, kuzu çevirme keyfini başka bir sefere bırakıyoruz. Arabanın geçemeyeceği yollardan Serindere Kanyonu'na iniyoruz. Aşağıda çok güçlü akan derenin sesini duyabiliyoruz. Zaman zaman karşımıza küçük küçük şelaler de çıkıyor. Susadıkça ve biraz da keyiften, jeepten inip inip su içiyoruz. Yokuş aşağı indiğimiz sırada koşarak kendimizi aşağı salmak geliyor içimizden. Çığlıklarımızın yankısı ve ayak sesleri eşliğinde baya bir aşağıda buluyoruz kendimizi.Veysel Dayı'nın yerine, Soğuksu pınarına geldiğimizde ise bambaşka bir dünyada ya da cennetin bir köşesinde olduğumuzu düşünüyoruz. Tüm İzmit'i besleyen suyun doğduğu yer burası. Önce yanımıza bir lamba alıp yeraltı nehrini görmeye gidiyoruz. Basamakların altından suyun coşkuyla akışını görebiliyorsunuz. Mağarada üşümüş olmanın verdiği bir duyguyla hemen oracıkta yanan ateşin yanına oturuveriyoruz ve Veysel Dayı'nın mis gibi kokan mısır ekmeğinden tadıyoruz. Dönüş yolunda acıktığımızın farkına vararak, henüz yoldayken alabalık ve güveçte mantar siparişimizi veriyoruz. Keyifli bir yemekten sonra, İstanbul'daki trafiğe kalmamak için geri dönüş yolculuğumuza başlıyoruz. Kısacık bir günü, yolda zaman kaybetmeden, kalabalıktan uzak, dolu dolu geçirmiş olmanın mutluluğu bize bir haftalığına yetecek gibi gözüküyor:))
|